
“kırkından sonra değil, farkından sonra başlar hayat” demiş metüs. Yeni okudum bu sözünü çok doğru söylemiş. Farkından sonra başlıyor hayat. Bu hikaye biraz benim büyüme hikayem gibidir. Bir gün yaşarsınız ve 10 yıl yaşamış gibi olursunuz. Lise den yeni mezun olmuş, ailesel para durumunun çok iyi bir dönemde olmaması nedeniyle, üniversite hayalleri kurmak yerine iş hayatına atılmıştım. Bu dönemde ilk aşkından ayrılmıştım, bir yandan aşk acısı çekerken bir yandan hayata tutunmaya çalışıyordum. Kafam bok gibi karışıktı iç sesimle hergün çatışıp kavga ediyordum. Yine böyle bir günde iş için tünel de bir vakfın kurucu müdürü yaşlı bir kadının evine gitmem istendi. Ben iç sesimle çatışa çatışa indim tünele sonra bana verilen adresi aramaya başladım. Kadın beni uyarmıştı aslında, adresi bulduğunuzda evi terk edilmiş sanıp gitmeyin, 3. kata çıkın. Adresi buldum o kadar yıkık dökük bir evdiki, içine girmeye korkup uzaklaşmayı düşünürken kadın tekrar aradı bulabildinizmi diye? Bu durumda eve girme mecbürüyeti doğdu ve merdivenleri çıkmaya başladım. Bir yandan bu evde nası yaşanır diye içimden geçiriyordum terk edilmiş, terk edilirken harab edilmiş bir evdi bu. 3. kata yaklaştığımda çok farklı bir dünyaya adım attığımı fark ettim. dışardan baktığımda çok çirkin ve kötü görünen bu ev değişmiş sıcak bir apartman dairesi karşılamıştı beni. düşüncelerimden ilk burda utandım biraz kapıda bekledim. Kadın nası biriydi acaba? böyle bir evde yaşayan bir kadın huysuz bir ihtiyardı elbet. Hazırlıklı olmalıydım, terslenmeye. Derin bir nefes alıp kapıyı çaldım. Yaşlı kadın kapıyı açtı ve bana gülümsedi :) Evet bir kez daha yanılmıştım. Bana tüm samimiyetiyle “merhaba” dedi, içeri girdim. Biraz iş konuştuktan sonra kahve hazırlamak için odadan ayrıldı. Ben odayı incelerken içeri bir kedi girdi. O zamanlar daha önce yaşadığım deneyimlerden dolayı kedilerden uzak duran biriydim. Çok sevmezdim bu tatlı yaratıkları. Derken kedi kucağıma atladı. Bu durumdan rahatsız oldum açıkçası. Kedinin bir hastalığı vardı sanırım boynunda biraz kelleşme vardı ve bir gözü yoktu. Çok çirkin bir yaratıktı anlayacağınız. Mümkün olduğunca uzak durdum . Ben uzaklaştıkça sevgi arsızı kedicik bana yaklaştı. Sevilmeye o kadar çok ihtiyacı vardı ki. Benim onu sevmem için elime sürtünüyor, önümde karnını açıyordu. Dayanamayıp sevdim keratayı çok mutlu oldu :) Sonra kahvelerimizi içip kadınla biraz sohbet ettik. Bu evde kocasıyla birlikte yaşamıştı. Bir gün kocası eve dönmemiş ve izine rastlanamamıştı. Kadın ümitliydi yinede 25 yıldır bekliyordu bu evde kocasını, bir 25 yıl daha bekleyebilirdi. Evin diğer sakinleri ayrılsalarda birer birer o ayrılamazdı. Kadına bir kez daha saygı duydum. Sevdiği adam olmasa da onun sevgisi hala vardı gözlerinde.
Evden ayrılırken üç şeyi yaşayıp öğrenmiştim;
Evden ayrılırken üç şeyi yaşayıp öğrenmiştim;
Dışardan göründüğü gibi değildir hiçbir şey, dışardan yıkık ve pis görünen bir ev bile içinde çok güzel şeyler barındıra bilirdi.
Ön yargılar, beni yanıltıyordu. Onlardan mümkün olduğunca uzaklaşmalıydım.
Ve ne kadar çirkin ve hastalıklı olursa olsun her canlının sevilmeye ihtiyacı vardı.
Şimdi bunlar size çok sıradan gelebilir. Benim içinde sıradandı,
sözler-öğretiler aslında özümsenmediğinde hiçte önemli değildir. Onlar sadece sıradandır.






4 Yorumlayacısa dedi ki..:
muhteşem bi yazı bu gitmiş görmüş kadar oldum ellerine sağlık:)
Ne güzel sevgi bu..
genelde bir kaç arkadaşımın ki dışında blog okuma alışkanlığım yoktur. ama senin yazdıklarının hepsini okudum ve yazılarını çok beğendim. yeni yazılarını sabırsızlıkla bekliyorum
@hanifisko,tesekkur ederim . sapıklık yapmaya devam edicem gonul rahatlığıyla :)
Yorum Gönder